+90-212-706-1111     |     Trump Towers 2606 Mecidiyeköy - İstanbul

zehirli ağacın meyvesi
Zehirli ağacın meyvesi, ceza muhakemesi hukukundaki hukuka aykırı yolla elde edilen delillerin hukuka aykırı kabul edilmesi ve hükme esas alınmaması anlamına gelen bir doktrindir. Eğer delilin geldiği kaynakta hukuksuzluk varsa o kaynaktan çıkan delil de hukuksuz sayılmaktadır. Dolayısıyla bu doktrin bazen “zehirli ağacın meyveside zehirlidir” olarak anılmaktadır. Nitekim hukuka aykırı olarak elde edilmiş bir delille hukuka uygun bir hüküm kurulması mümkün değildir. Hukuksuz bir delil, o davada verilecek hükmü de hukuksuz hale getirecektir. Bir nevi zehirli bir delil o davada verilecek kararı da zehirleyecektir.

İlkenin Altındaki Mantık

Bu ilkenin altında yatan mantık şudur: hukuk uygulayıcısı olan ve adalet dağıtması beklenen yargı mercilerinin bizzat hukuksuzluğu meşru görmesi kabul edilemez. Zira hukuka aykırı şekilde elde edilen delili geçerli kabul etmek hukuka aykırı delil elde etme yöntemini meşrulaştırmış olur. Hukuk aykırı delil elde etmenin mahkemelerce meşrulaştırılması ise polisi ve diğer adli birimleri hukuka aykırı yöntemlerle delil etmeye ve bu anlamda usul kurallarını hiçe saymaya teşvik eder. Dolayısıyla hukuka aykırı delil elde edilmesinin önüne geçmenin yolu hukuka aykırı delili geçersiz kabul etmektir. Aksi durum polisi hukuksuz şekilde delil elde etmeye davet edecektir.

Doktrinin Kökeni

Zehirli ağacın meyvesi doktrini ilk kez 104 yıl önce 1920 tarihli Silverthorne Lumber Co. v. United States davasında verilen kararda yer almıştır. Vergi kaçırmakla suçlanan bir kişinin evine arama kararı olmadan giren polisler çok sayıda vergi ve muhasebe defteri ile dökümanlara el koyar ve bu belgeler savcılıkça mahkemeye delil olarak sunulur. Davaya bakan ve bu doktrini geliştiren ve aynı zamanda legal realizmin öncüsü olan ünlü yargıç Oliver Holmes ise bu delilleri geçerli kabul etmez ve geliştirdiği bu doktrinin gerekçesini şöyle açıklar: “eğer hukuka aykırı arama yapılarak elde edilen delilleri geçerli sayarsak polisi hukuka aykırı delil elde etmeye teşvik etmiş oluruz.” Gerçekten polisin hukuka aykırı şekilde delil toplaması meşru görülürse bu yöntem teşvik edilmiş ve yaygınlaşmış olacaktır.

Doktrinin İsim Babası

Ancak bu doktrini sadece hukuka aykırı arama kararıyla sınırlı tutmayıp hukuka aykırı şekilde ele edilen her delili kapsayacak şekilde genişleten ve “zehirli ağacın meyvesi” ismini veren kişi ise yargıç Felix Frankfurter’dir. Bu terim ilk kez 1939 yılında Nardone v. United States davasında geçmiş ve daha sonra yıllar içinde pek çok ülkeye yayılmış ve ülkemizde de benimsenmiştir. Artık bu ilke bir ceza hukuku ilkesi olmaktan öte evrensel bir hukuk prensibine dönüşmüştür.

Türkiye’de Zehirli Ağacın Meyvesi Doktrini

Artık evrensel bir ilke haline gelen zehirli ağacın meyvesi doktrini uzun yıllardır Türkiye’de benimsenmiştir. Yargıtay’ın hem ceza hem hukuk daireleri bu doktrine sıkça atıf yapmaktadır. Hatta hukuka aykırı yoldan elde edilmiş zina delilleri için dahi bu doktrine atıf yapılmaktadır. Dolayısıyla hukuka aykırı bir delilin bir davada hükme esas alınamayacağı yerleşik bir hukuk prensibi haline gelmiştir. Özellikle arama kararlarının usul ve yasaya aykırı olması durumunda arama sonucunda elinde edilen delillerin de hukuka aykırı sayılması uygulamada bu doktrinin en sık görüldüğü durumdur. Bunun dışında hukuka aykırı ses ve görüntü kaydı, hukuk aykırı ifade alma gibi durumlar da bu ilkenin en sık uygulama alanı bulduğu diğer durumlardır.

Yorum Yaz

error: Kopya koruması engeli!